Acımı kahveme gömdüm!

Artık dünyayı gezmek isteyen, teknem olsa, şöyle aylarca takılsam okyanuslarda, adalarda, modalarda diyen, farklı hayalleri olan kaldı mı bilmem. Şayet linki beğenme ve paylaşma saçmalığının ötesinde yazıyı tıklayıp okuyanlarınız olduysa, ‘Benim hâlâ öyle hayallerim var’ diyebilir.  Ben de sorarım o zaman ‘Hangi dünyayı?’ diye!..

Şöyle bir etrafınıza bakın, sizce gezip dolaşacağımız bir dünya mı kaldı. Uçsuz bucaksız çöller, aşılması güç dağlar, tablolara ilham veren kırlar bayırlar mı kalıyor ki gezip anlatacak, anlatıp yaşatılacak bir şeyler olsun. Ümitsizlik değil bu bendeki lakin boşvermişliğimizin sebebini merak. Her şey yerli yerinde biliyorum. Dağlar, bayırlar, kırlar, kuşlar, böcekler…  Abartıyorum çünkü bütün bu saydıklarım arasında bir insan kavramı eksik! Ve insan olmadan da bunların hiç bir önemi yok.

Osmanlı’da böyleymiş, Osmanlı’da şöyleymiş deyip dururuz lakin Osmanlı gibi yaşamayı unuturuz. İnsan yoksa doğanın da güzelliğinin de kıymeti yok. Dolayısıyla insanın değersizleştiği ölümlerin kıymetsizleştiği bir dünyada hangi akarsuyun, hangi ormanın kıymeti kalır.

SOSYAL MEDYA OKURLUĞU!

Bizim dolaştığımız dünya ile yüz sene önceki dünya elbette ki aynı değil. Binbir zorluklarla seyahat edenler yaşadıklarını anlatırken öylesine yazmıyor, yazdıklarını okuyanlar da öylesine okumuyordu. Yazdıklarımızın bir kıymeti harbiyesi var mıdır bilmem lakin ne fotoğrafın ne de yazının eskisi kadar değeri kalmadı. Facebook ve Twitter’dan yapılan beğenilerle, paylaşımlarla bu işin olmayacağı da kesin. Kişisel paylaşımların ön plana çıktığı günümüzde, gazetecilik de, televizyonculuk lüks olmaktan çıktı. İyi içerik üreten Hatice Teyze de, ilginç paylaşımlar yapan Afacan Selim’de aynı ortamda. Bazen çok izlenmiş videolara bakıyorum, bir kedinin 5-10 dakikalık görüntüsü. Milyonlar izlemiş hem de… Kedi, kuş çekip öylece yayın yapsak nasıl olur acaba?! :))) Deneyip görmek lazım.

ANA HİKAYEYE GİRİŞ

Makalemizin başlığıyla şu ana kadar okuduklarınız pek alakalı değil biliyorum. Asıl paylaşacağım hikâyeyi word dosyasından kesip sitenin kontrol paneline yapıştırdığımda içimden gelenleri de sizlerle paylaştım.

Bu devirde okumak da okutmak da zor. Okutabilenlere ve okuyanlara selam olsun :).

‘KULPSUZ KAHVE FİNCANI’

Acıyı ve sevinci birlikte yaşamış, yokluk zamanlarında yanında hep Türk halkını bulmuş bir millet, Boşnaklar. Abdülhamit Han’ın tahttan indirilmesiyle elimizden çıkan Balkanlar’da, en büyük hüzünlerin yaşandığı yer hiç şüphesiz ki Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’dır.

Hırvatları ve Sırpları Boşnaklarla aynı çatı altında yaşatan hikmet Osmanlı hoşgörüsüydü.

TELVE ALTINDAKİ YILDIZ

Saraybosna’da güzelliğiyle dillere destan ‘Başçarşı’da, lezzeti dünyanın dört bir yanına yayılmış ‘Boşnak Kahvesi’ bulunur.

Kokusu hava olur sarar köşe bucağı, içmem diyeni burnundan alır götürür dükkâna…

Rivayet odur ki, bir gün Başçarşı’daki bir kahvehanede Boşnaklar ve Sırplar ayrı masalarda oturmuş kahvelerini yudumlar. Sırplardan birinin aklındaki hinlik günümüzde hâlâ yaşatılan bir geleneği ortaya çıkarır.

Güya kahve fincanının kulpu üç parmakla tutulduğunda istavroz şeklini alır. İddiayı ortaya atan Sırp, ‘Siz bizim zafer işaretimizi (üç parmak selamı) yapıyorsunuz’ der. İşin aslı öyle olmasa da bu söz üzerine Boşnaklar kulpsuz fincan tasarlar. Kahve içerken baş parmak ve işaret parmağınızla tuttuğunuzda hilal ortaya çıkar. Kahve bitiminde ise telvenin altından bir yıldız doğar.

SIRP BELASI!

90’lar Sırpların Müslüman halka en ağır zulümleri yaşattığı yıllardır. Ardı arkası kesilmeyen cinayetler huzuru bozar, bir millet tüm dünyanın gözü önünde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Sırplar, bazı Boşnakların ‘Çetnik selamı’ vermesi için yüzük ve serçe parmağını keser.

Bosna yaşadığı acılara rağmen manevi değerlerini yaşatır. En basit kahve fincanında bile bunu tüm dünyaya gösterir. Başçarşı’ya gelen on binlerce turist bu fincan takımlarını hediye olarak alır sevdiklerine.

Yaşadıkları zor günlere bakınca, Boşnak kahvesinin acısı da, hatırı da farklıdır!

“BİR KEZ OLSUN GİDİN GÖRÜN”

Şayet imkanınız olursa, ki memleketinize gitmekten farklı değil emin olun, Saraybosna’ya gidin. Orada yaşadıklarınızı bir ömür anlatabilirsiniz. Balkan coğrafyasına havayolu ve otobüslerle çok rahat ulaşım sağlanıyor, arzu edenler için ailesiyle birlikte araç yolculuğu da tercih edilebilir. 3 kez gidip 11 bölüm program çektiğimiz bu güzel coğrafyaya seferlerimiz Allahü Teala izin verirse devam edecek. Merak ettikleriniz, Balkan coğrafyasında nereleri gezebileceğinizle ilgili suallerinizi yazının altında sorabilirsiniz. Bir sonraki makalede görüşmek üzere hoşçakalın.

Seyyah-ı Fakir Balkanlar 2. bölümden bir kesit.

 

 

 

Comments

  1. Kaleminize sağlık. Şu sözünüz hoşuma gitti; “Bu devirde okumak da okutmak da zor. Okutabilenlere ve okuyanlara selam olsun.” Selamlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir